<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık Sever</title>
	<atom:link href="http://www.sagliksever.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sagliksever.com</link>
	<description>En Yeni ve En Güncel Sağlık Bilgileri</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jul 2019 14:59:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.7.9</generator>

<image>
	<url>http://www.sagliksever.com/wp-content/uploads/2016/03/cropped-sagliksevericon-75x75.png</url>
	<title>Sağlık Sever</title>
	<link>http://www.sagliksever.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cilt Kanseri Hastalığı</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/cilt-kanseri-hastaligi</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/cilt-kanseri-hastaligi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sagliksever.com]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jul 2019 14:58:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nedir? Hem kadınlarda hem de erkeklerde görülen ve deri dokusunda yer alan kanserli hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması sonucunda meydana gelen hastalığa Cilt Kanseri Hastalığı denir. Belirtileri Cilt kanseri hastalığının belirtileri, kendi içerisinde 6 ana gruba ayrılır. Uzun süre iyileşmeyen yaralar, cilt kanseri hastalığının belirtileri arasında yer alır. Ciltte oluşan uzun süreli kaşıntılar, cilt kanseri hastalığının belirtileri arasında yer alır. Ciltte oluşan uzun süreli ağrılar, cilt kanseri hastalığının belirtileri arasında yer alır. Ciltte oluşan uzun süreli kanamalar, cilt kanseri hastalığının belirtileri arasında yer alır. Ciltte bulunan bir benin görünümünün değişmesi, cilt kanseri hastalığının belirtileri arasında yer alır. Ciltte bulunan bir benin görüntüsünün diğer benlerden daha farklı olması, cilt kanseri hastalığının belirtileri arasında yer alır. Tedavi Yöntemleri Cilt kanseri hastalığının tedavisinde kullanılan tedavi yöntemleri, kendi içerisinde 5 ana gruba ayrılır. Cerrahi müdahale tedavi yöntemi Radyoterapi tedavi yöntemi Kriyoterapi tedavi yöntemi Küretaj tedavi yöntemi Kemoterapi tedavi yöntemi Tedavisi Cilt kanseri tedavisinde uygulanan en yaygın yöntem, vücuttaki kanserli hücrenin çıkarılıp alınması yöntemidir. Cilt kanseri tedavisinde uygulanan cerrahi işlem, kanserli hücrenin kaç haftalık olduğuna göre, kanserli hücrenin büyüklüğüne göre ve kanserli hücrenin tipine göre farklılık gösterir. Cilt kanseri tedavisinde uygulanan cerrahi işlemler de bazı durumlarda sadece kanserli hücrenin çevresi temizlenirken bazı durumlarda ise lenf nodüllerine yayılan tüm kanserli hücreler temizlenir. Cilt kanseri tedavisinde uygulanan cerrahi işlemlerin temel amacı, vücuttaki kanserli hücreleri tamamen yok etmek ve kanserli hücrelerin tekrardan oluşmasını engellemektir. Cerrahi müdahale yönteminden sonra hastanın derisinde iz kalmaması için, hastaya Radyoterapi tedavi yöntemi uygulanır. Kriyoterapi tedavi yönteminde ise, kanserli hücreler özel bir sıvı dondurularak öldürülür. Küretaj tedavi yönteminde ise, kanserli hücreler önce özel bir alet ile kazınır. Daha sonra, kazınan kanserli hücreler elektrik akımına maruz bırakılarak öldürülür. Kemoterapi tedavi yönteminde ise, özel bir losyon yardımı ile kanserli hücreler öldürülür.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/cilt-kanseri-hastaligi">Cilt Kanseri Hastalığı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/cilt-kanseri-hastaligi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsel ilişki sırasında ereksiyon problemi yaşayanlar!</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/cinsel-iliski-sirasinda-ereksiyon-problemi-yasayanlar</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/cinsel-iliski-sirasinda-ereksiyon-problemi-yasayanlar#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burcu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 23:40:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel İlişki]]></category>
		<category><![CDATA[Ereksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cinsel ilişki sırasında ereksiyon problemi gerçek bir sorundır. Bunun tam tersi ereksiyon cinsel ilişki sırasında penisin kan ile dolarak sertleşmesi olayıdır. Cinsel ilişki sırasında penis büyür ve sertleşerek cinsel ilişki için hazır hale gelir. Bu durumda penis yeteri sertliğe ulaşarak ilişki gerçekleştirilir. Ereksiyon olmak cinsel ilişki için şarttır. Ancak günümüzde birçok erkek ereksiyon problemi yaşar. Hatta her erkek hayatının en az bir döneminde bu problemle karşılaşır. Ereksiyon olamama durumu sürekli bir hale gelirse sorundur. Ancak ara sıra penisin cinsel ilişki için yeteri kadar sertleşememesi bir ereksiyon sorunu değildir. En az 6 ay boyunca ereksiyon problemi yaşıyorsanız doktordan yardım almalısınız. Ereksiyon olamama nedenleri Ereksiyon problemi cinsel ilişki sırasında veya mastürbasyon sırasında penisin yeteri sertliğe ulaşamaması veya ilişki sırasında hemen sönmesi şeklinde problemlerden kaynaklanır. Ereksiyon olamama nedenleri arasında penisin fiziksel aktivitesi ve psikolojik sorunlar yer alır. Genel olarak 40 yaş üstü tüm erkeklerde daha sık görülen ereksiyon olamama fiziksel bir sorun iken 40 yaş altı erkeklerde genelde psikolojik sorunlardan kaynaklanır. Fiziksel problemlerin başlıca nedenleri şeker, tansiyon, kalp rahatsızlığı prostat sorunları, sigara ve alkol tüketimi gibi etkenler yer alır. Bu durumun çözümü için jinekolog muayenesinden geçmek gerekir. psikolojik sorunlar arasında ise birçok etken bu duruma sebep olabilir. Psikolojik sorunların çözümü için psikolog yardımı şarttır. Yoksa durum kötüleşerek devam edebilir. Ereksiyon tedavisi Ereksiyon olamamanın tedavisi mümkündür. Fiziksel ve psikolojik desteğin ardından bu durum çözülebilir. Çok ileri boyutlardaki sertleşme sorunu içinse penis protezi takılarak durum çözülür. Ereksiyon büyük oranlı erkekten kaynaklanan bir sorunken sorunun boyutuna göre tedavide eşler birlikte tedavi edilmelidir. Sağlıklı bir cinsel ilişki için Sağlıklı bir cinsel ilişki için öncelikle kişinin bilinç altını bilmesi, korkularıyla yüzleşmesi, partnerinin ne istediğinin karşılıklı olarak bilinmesi gerekir. sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayatın sırrı büyük oranda kişilerin yaşadığı psikolojik deneyimleri çözümlemesinden geçer. Bunun yanında vücut sağlığı ve fiziksel sağlıkta etkili olup cinsel ilişkiyi doruklarda yaşamak için sağlığınıza son derecede dikkat etmeniz gerekir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/cinsel-iliski-sirasinda-ereksiyon-problemi-yasayanlar">Cinsel ilişki sırasında ereksiyon problemi yaşayanlar!</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/cinsel-iliski-sirasinda-ereksiyon-problemi-yasayanlar/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parlak bir cilt için 7 gün</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/parlak-bir-cilt-icin-7-gun</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/parlak-bir-cilt-icin-7-gun#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sagliksever.com]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 16:28:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kişisel Bakım & Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5436</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mükemmel cildin hayalini kurmayan bir kadın herhalde düşünülemez. 7 gün içinde parlak bir cilde sahip sahip olabilir misiniz dersiniz? Bu yazımızı okuyup uyguladıktan sonra sonuçlarını sizde görebilirsiniz.. İlk iş olarak cildinizle bugünden itibaren işbirliği yapın ve cildinizle ilgileneceğinizi kendinize benimsetin. Koyu halkalara, pigmentasyona, kuru ve cansız deri lekelerine, siyah noktalara veda etmeye hazırlanın. Yazımızı bir hafta düzenli uygulayın ve edineceğiniz rutinle parlak ve canlı bir cilde sahip olup sağlıklı yaşlanın. 1.Gün Çoğu kadın tonik ve nemlendirici kullanımının ne kadar önemli olduğunun bilincinde olsa da halen pek çok kişi bunu önemsememektir. Maruz kaldığı kir ve tozdan, ayrıca üzerinde biriken hücrelerden ve yağlardan dolayı cilt yaşlı görünür. Bu birikimi gidermek için nazik bir temizleyici kullanarak gözeneklerinizi açabilir, akne veya sivilce sorunlarını giderebilirsiniz. Temizleyici seçiminiz cildinizin türüne bağlı olmalıdır. İyi bir cilt temizliğinden sonra deri yüzeyinde kalan yağ ve toz kalıntılarını bir tonikle temizlemelisiniz. Cilt yapınıza uygun gül suyu, yeşil çay veya elma sirkesi gibi doğal tonikler gözeneklerinizi sıkılaştırırken, cildinizin pH dengesini iyileştirir ve parlak bir görünüme kavuşturur. Bu rutini iyi bir nemlendirici ile sonlandırın. 2.Gün İkinci gün, yediğiniz yiyecekleri kontrol ederek cilt sağlığınızı iyileştirmeye odaklanın. Cilt her ne kadar dış bakımlarla belli bir süre iyileştirilse de cilt sorunları gerçek anlamda ancak doğru beslenme ve içten yapılan takviyelerle düzelir. İşlenmiş gıdalardan uzak durmak ve doğal yiyeceklerle beslenmek sağlıklı şekilde ışıldayan, parlak bir cildin çekim yoludur. 3.Gün Cilt üzerindeki ölü deriyi atmak için peeling yapın. Bu uygulama olmadan diğer yapılan işlemler hiçbir işe yaramayacaktır. Düzenli yapılan bir peeling cildi yumuşatır ve parlak bir görünüm sağlar. Aynı zamanda cildinize uygulayacağınız diğer bakımlar için iyi bir zemin hazırlar. 4.Gün Dördüncü güne geldiğinizde gelişmiş bir cilt dokusu fark edeceksiniz. Ve yüzünüze sağlıklı ve parlak bir görüntü yansıyacak. Bununla birlikte bu durum rutinin bittiği anlamına gelmez. Yüzünüzü temizledikten sonra gözeneklerin açılması için buhar banyosu yapmalısınız. Yaklaşık 10 dakika buhar banyosuyla gözeneklerin açılmasını sağladıktan sonra cilt yapınıza uygun bir maske uygulayın. Bu bir kil maskesi de olabilir, bal ve yulaf ezmesinden oluşan bir karışımda olabilir. Önemli olan cilt yapınıza uygun maskeleri seçmenizdir. Maskeden sonra cildinizi durulayın ve toniğe batırılmış bir pamukla yüzünüzü tamponlayın. Bu uygulama açılmış gözenekleri tekrar sıkıştıracaktır. Ve iyi bir nemlendiriciyle günü bitirin. 5.Gün Yüzünüze düzenli olarak masaj yapmanız kırışıklık ve sarkma gibi sorunları ortadan kaldıracaktır. Elinizi bir parça besleyici yağ ile iyice ısıtın ve masaja başlayın. Yanaklarınıza ve çene bölgesine masaj yaparken ellerinizi hep yukarı yöne hareket ettirerek cildi gerdirin. Bu şekilde bir masaj yer çekimine karşı sarkan cildi toparlayacaktır. Kan dolaşımı çok artacağı için cildi sakinleştirmek amacıyla yüzünüze buz gezdirerek daha sıkı ve daha parlak bir görüntü elde edebilirsiniz. 6.Gün Üçüncü günde uyguladığınız peeling bakımını altıncı gün içinde tekrarlayın. Özellikle 30 yaş üstü hanımların haftada iki kere bu şekilde peeling uygulaması çok etkili olacak ve parlak bir cilde zemin hazırlayacaktır. Ardından nemlendirici sürmeyi unutmayın. 7.Gün Cildin esnekliğini korumak için günlük su içmeyi ihmal etmeyin. Ayrıca meyve aroması olmayan sağlıklı bir maden suyu, içerisindeki mineraller açısından çok iyi bir tercih olacaktır. Hazır satılan meyve suları veya asitli içecekleri tüketmeniz cildinizde tahmininizin ötesinde tahribat yapacaktır. Yedi gün uygulamasını yapmaya hemen başlayın. Cildinizdeki canlı ve parlak görünüme şaşıracaksınız.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/parlak-bir-cilt-icin-7-gun">Parlak bir cilt için 7 gün</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/parlak-bir-cilt-icin-7-gun/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat Kanseri</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/prostat-kanseri</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/prostat-kanseri#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sagliksever.com]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Feb 2017 17:47:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5409</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nedir? Prostat, düz kas lifleri, fibröz lifleri ve birbiriyle bağlantılı binlerce küçük bezden oluşur. Bu bezler, meniyi oluşturan sıvıyı yaklaşık %10-20 oranında salgılar. Bu sıvı aynı zamanda spermin geçtiği yolu kayganlaştırıp, asitlerden korur ve besler. Prostat içindeki salgı bezleri, prostat dokusu içinde ufak kanalcıklar şeklinde dallanır. Bu salgı bezlerinin iç boşluğunu epitel hücreleri adı verilen ve prostat salgısını dolayısıyla PSA adı verilen protein üretimini yapan, salgı hücreleri kaplamaktadır. PSA (Prostat Spesifik Antijen), prostat bezindeki epitel hücrelerinin ürettiği bir tür proteindir ve spermin sıvılaşmasına olanak sağlar. Prostat kanseri çoğunlukla, işte bu salgı bezi hücrelerinde başlar ve buna Adenokarsinom ismi verilir. Yavaş ilerleyen bir hastalıktır. Ancak otopsi yapıldığında kanserli hücrelerin farkına varılır. Bazı araştırmalar seksenli yaşlardaki erkeklerin %80’ninin prostat kanseri olduğunu fakat doktorların dahi bunları bilmediğini belirtmektedir. Uzmanlar prostat kanserinin, Prostatik İntraepitelyal Neoplazi (PIN) olarak tanımlanan; prostat bezi hücrelerinin şekil ve büyüklüğünde, küçük değişikliklerle başladığını söylüyor. 50 yaşındaki erkeklerin yaklaşık %50’sinde PIN saptandığı belirtilmektedir. PIN tanısı düşük dereceli ve yüksek dereceli olmak üzere iki şekilde konulur. Bir prostat biyopsisinden sonra yüksek dereceli PIN saptanan bir hastanın prostatında kanser hücresi bulunma riski çok daha yüksektir. Nedenleri Prostat kanserinin belirli bir nedeni olmamakla beraber bazı  faktörler hastalığın görülmesinde etkili olabilmektedir. Yaş Yaş birincil risk faktörü olarak görülmektedir. Yaş ne kadar yüksek ise prostat kanseri riski de o derece yüksek olacaktır. 45 yaşın altındaki erkeklerde nadir olarak görülür. 50 yaşından sonra görülme oranı yaygınlaşır. Genetik Yapılan araştırmaların istatistiklerine göre, prostat kanseri riskinde genetik ciddi bir etkendir. Erkek kardeşi veya babası prostat kanseri geçirmiş olan kişiler, diğer erkelere oranla iki kat daha fazla risk altındadır. Tek yumurta ikizlerinde de prostat kanserinin görülme sıklığı diğer kişilere göre daha yüksektir. Prostat kanserinin, genetik yoldan geçişi konusunda yakın zamanda yapılan yeni çalışmalarla yeni bulgular keşfedilmiştir. Çalışmalar, meme kanseri ve yumurtalık kanseri için önemli bir risk faktörü taşıyan BRCA 1 ve BRCA 2 genlerinin prostat kanseri ile ilişkili olduğunu göstermiştir. İngiltere’de, Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nde ki bilim adamları, insan genomunda, erkeklerde prostat kanserinin gelişme riski ile bağlantılı olan alanlar buldu. Bu buluş Nisan 2013 yılında Klinik Onkoloji dergisinde yayınlanmıştır. BRCA 2 genini miras alan erkeklerde prostat kanseri daha hızlı yayılmaktadır. Araştırmacılar, bu kişiler düşük riskli sınıflandırılsa bile, tanı konulduktan sonra ameliyat ya da radyasyon tedavisiyle tedavi görmeleri gerektiğini belirtmektedir. Bu yeni keşif, Dünyadaki sağlık politikalarının ve prosedürlerinin yeniden gözden geçirilmesini sağlayacaktır. Diyet Yapılan araştırmalar, Akdeniz diyetinin prostat kanserinin gelişme riskini azalttığını göstermiştir. Başka bir araştırma, soya, selenyum içeren besinler ve yeşil çayın hastalığı önlemek için ek olanaklar sunduğunu bildirmişti. Ancak yakın zamanda yapılan yeni bir araştırma, E vitamini, selenyum ve soya birleşiminden oluşan tedavinin, Yüksek Dereceli Prostatik İntraepitelyal Neoplazi (HGPIN veya H-PIN) ilerlemesini engellemediğini göstermiştir. Prostat kanseri kişiler için çok önemli olan D vitamini kırmızı ette bulunmadığı için, kırmızı et çok tüketen hastaların kanseri geliştirme riskinin arttığı bilinmektedir. İlaçlar Bazı araştırmalar, antienflamatuar ilaçların (iltihapla savaşan ilaçlar) günlük alımına bağlı olarak, prostat kanseri riski arasında bir bağlantı olduğunu göstermiştir. Bunun yanında yapılan başka bir araştırmada ise, kolesterol düzeyini düşürmek için kullanılan statinlerin, prostat kanserinin gelişme riskini azaltabileceğini ortaya koymuştur. Obezite Yapılan bir çalışma, obezite ile prostat kanseri riski arasında net bir bağlantı olduğunu ortaya koydu. Prostat kanseri gelişen aşırı kilolu erkeklerde, metastaz ve ölüm riskinin yüksek olduğu bilinmektedir. Cinsel yolla bulaşan hatalıklar (STD) Michigan Health System Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, özellikle bel soğukluğu (Gonore) olan kişilerde, prostat kanseri gelişme riski daha yüksektir. PRSS3-Agresif Prostat Kanseri İle Bağlantılı Enzim Florida Mayo kliniğinde yapılan bir araştırma, PRSS3 enziminin prostat kanseri hücrelerinin çevresini değiştirdiğini ve kanserli hücrelerin başka organlara sıçrama ihtimalini arttırdığını belirlemiştir. Ancak bu enzim, agresif prostat kanserinin gelişmesinde tek başına rol oynamamaktadır. Belirtileri Prostat kanserinin erken aşamalarında genellikle hiçbir belirti görülmez. Çoğu erkek, rutin bir kontrol veya kan testiyle prostat kanseri olduğunu öğrenmektedir. İlerleyen aşamalarda belirtiler belirginleşir ve şu şekillerde görülebilir: Sık idrara çıkma İdrar yaparken zorlanma, acı ve ağrı duyma İdrar kaçırma (Üriner İnkontinans) Penisin sertleşmesinde zorluk ve cinsel boşalmada ağrı İdrarda veya menide kan görülmesi Genellikle omurgada, leğen kemiği veya kaburgalarda kemik ağrısı Uyluk (femur) kemiğinin proksimal (kalça eklemine yakın olan kısım) kısmında ağrı Bacaklarda zayıflık (kanser omurlara yayılmış ve omuriliğe baskı yapıyorsa) Tanısı Tanıda kullanılan başlıca yöntemler şu şekildedir: PSA düzeyi ölçümü PSA, prostatik hücrelerin ve bazal zarların bütünlüğünün bozulması sonucunda kan dolaşımına girer. Bu nedenle bir erkeğin kan değerlerine bakılarak PSA düzeyi ölçülebilir. Eğer düzey yüksekse, bu prostat kanserinin veya bir çeşit prostat sorununun bir göstergesi olabilir. Yüksek seviye her zaman kesin kanser belirtisi taşımaz. Fakat prostatta bir şeylerin yanlış gittiğinin işaretidir. Rektal tuşe Hekim tarafından parmakla muayene yapılır. Makattan yapılan muayene prostat kanserinin boyutu hakkında fikir verebilir. Ultrasonografi Kulağın işitemeyeceği yüksek frekanslı ses dalgalarıyla iç organlar incelenir. Prostatın iyi veya kötü huylu büyümesinin saptanması sağlanır. Prostat kanseri lokalizasyonu ve yayılıp yayılmadığı konusunda fikir verir. Prostat biyopsisi Prostattan doku alınıp incelenmesi yöntemidir. Ultrason ile makat bölgesinden girilir ve tek kullanımlık biyopsi iğnesi ile prostattan parça alınır. Derecelendirilmesi Prostat kanserinin derecelendirilmesinde Gleason puanı kullanılır. Bu yöntem derecelendirmede en sık kullanılan sistemdir. Patolog, biyopsi numunelerini mikroskopta incelediğinde kanserli doku saptarsa, Gleason Puan Sistemine (Gleason Skoru) göre 2’den 10’a kadar olan bir ölçek üzerinden sınıflandırır. Prostattan alınmış örneklerin her birinin normal prostat dokusuna göre gösterdikleri farklılık, 1 ve 5 arasında derecelendirilir. Derecelendirilmiş bu rakamlar toplanarak 2 ve 10 arasında bir değer verecek şekilde Gleason puanı veya toplam elde edilir. Bu değerlendirme kanserin ne kadar agresif olduğu bilgisini verir. 2, yavaş ilerleyen kanser hücrelerini ifade ederken, 10, hızla ilerleyen ve çoğalma kapasitesi yüksek tümör hücrelerini belirtir. Sınıflandırılması Prostat kanseri evresini ve ne kadar yayılmış olduğunu bilmek önemlidir. Bu hekimin öngörüsüne yardımcı olur. Ayrıca hangi terapi ve tedavilerin uygulanacağını bildirmesi açısından da gereklidir. Sınıflandırma (evreleme) tümör özelliklerine (TNM sistemi), Gleason puanına ve PSA seviyesine bakılarak belirlenmektedir. Tümörün evresini belirlemek için günümüzde en yaygın sistem TNM (Tümör / Nodlar / Metastazlar) sistemidir. Bu, tümörün boyutunu, kaç adet lenf düğümü (nod) olduğunu ve metastaz (uzak organlara yayılması) yapıp yapmadığını belirlemeyi içerir. TNM sistemi özellikle, tümörlü hücrelerin sadece prostatta mı yoksa başka organlara yayılıp yayılmadığının klinik ölçümünü yapmak için önemlidir. Klinik sınıflandırma da, T1 ve T2 durumunda kanser sadece prostatta bulunurken, T3 ve T4 kanserin prostatın dışına yayıldığını gösterir. TNM Sınıflandırılmasında, T-Primer Tümörü, N-Lenf Nodunu ve M-Uzak Metastazı ifade etmektedir. T- Primer tümör sınıflandırması Tx: Tümör bulgusu yok T0: Tümör klinik olarak belirgin değil. Görüntüleme teknikleri kullanılarak görüntülenemez T1: Tümör, tespit edilen dokunun %5’inden daha az veya eşit uzantıda saptanır T1a: Çıkarılan dokunun %5’inden daha düşük veya eşit uzantıda tümör tespit edildi T1b: Çıkarılan dokunun %5’inden daha büyük bir uzantısında tümör tespit edildi T1c: PSA seviyesinin yüksekliğine bağlı olarak tümör, ince iğne biyopsisi ile tanımlanır T2: Tümör prostat ile sınırlıdır T2a: Tümör lobun yarısını veya daha azını kaplar T2b: Tümör lobun yarısını veya daha fazlasını kaplar, ancak her iki lobu kapsamaz T2c: Tümör her iki lobu da kaplar T3: Tümör prostatik kapsülü aşmıştır T3a: Tek taraflı veya iki taraflı ekstrakapsüler yayılım T3b: Tümör er bezi kesesini (seminal vezikül) istila eder T4: Tümör sabittir veya er bezi kesesi dışındaki yapılara girer. Bu yapılar, mesane boynu, dış sfinkter (açılıp kapanmayı sağlayan kas), rektum, üst makat (anüs) kasları, pelvis duvarı N-Lenf Nodu (Düğüm) sınıflandırması Nx: Lenf düğümleri değerlendirilemez N0: Lenf düğümü metastazı yok N1: 2 cm lenf düğümü metastazı N2: 2,5 -5 cm arasında çoklu metastaz N3: 5 cm’den büyük lenf düğümü metastazı M-Uzak metastaz sınıflandırması Mx: Uzak metastaz değerlendirilmemiş M0: Uzak metastaz yok M1: Uzak metastaz var M1a: Bölgesel olmayan, uzak organ metastazı var M1b: Kemik veya kemiklerde metastaz var M1c: Diğer organlarda metastaz var Görüntüleme yöntemleri Prostat kanserinin büyüyüp yayıldığını öğrenmek için şu görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır: Bilgisayarlı Tomografi: X-ray makinesi ve bilgisayar yardımıyla iç organlarda, özellikle pelvis içinde yayılma olup olmadığı kontrol edilir Kemik Sintigrafisi: Damara az miktarda verilen radyoaktif madde kan dolaşımıyla kemiklere ulaşır. Bu sayede kemiklerde depolanan radyasyon miktarı ölçülür. Kemik taramaları, tümörün kemiklere yayılıp yayılmadığına karar verir. Endorektal koilli manyetik rezonans görüntüleme (MRG ): Güçlü manyetik dalgalarla iç organlar görüntülenir. Prostatik kapsül ve er bezi kesesi (seminal vezikül) değerlendirilir. Tedavisi Tedavi, erken ve ileri seviyeye bağlı olarak değişmektedir. Erken evre Erken evre tedavileri, kanser hücrelerinin küçük ve henüz yayılmadığı durumlarda uygulanır. Tedavi önerileri esasında bireysel durumlara bağlıdır. Genel olarak, eğer iyi bir öngörü varsa ve prostat kanseri erken evrelerdeyse aşağıdaki seçenekler uygulanabilir. Ancak bu tedavilerin hepsinin avantajlarının yanında ciddi dezavantajları da mevcuttur. Bu nedenle direk tedavi olmadan önce başka alternatif çözümler hakkında doktorla karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulmalıdır. Erken evrede yapılabilecek tedavi şekilleri şunlardır: Kan Tahlili: Kan testleriyle PSA seviyesi düzenli olarak izlenir. Radikal Prostatektomi: Cerrahi bir operasyondur ve prostat dokusu çıkarılır. Brakiterapi: Bu yöntemle radyoaktif ışın yayan çekirdekler, prostatta ki tümörlü dokular içine veya tümöre yakın alanlara ultrason eşliğinde yerleştirilir. Konformal Radyoterapi: Tümörlü ve çevredeki normal dokular üç boyutlu olarak belirlenir. Bu sayede tümörün iyi bir şekilde ışınlanması sağlanır. Sağlıklı dokuların radyasyona maruz kalması asgari seviyeye indirilir. Yoğunluk Modülasyonlu Radyoterapi (IMRP): Konformal ışın tedavisinin gelişmiş bir şeklidir. Bu yöntemle tümörlü bölge farklı yoğunluklarla ışınlandığı için istenilen doz dağılımı daha iyi yapılır. Normal dokular bu sayede daha iyi korunur. Konformal ışın tedavisine nazaran doz arttırma imkânı daha yüksektir. Ancak hazırlığı ve süresi daha uzun olabilir. İleri evre Prostat kanseri en sık kemiklere yayılmaktadır. Kanser ilerlemiş ve daha agresifse, hastaya radyoterapi ve hormon tedavisi gerekebilir. Radyoterapi sekiz hafta boyunca her gün uygulanır. Kanserin ilerleme durumuna bağlı olarak Cerrahi tedavide yapılabilmektedir. Radikal prostatektomi İleri evre tedavisinde etkin olarak kullanılır. Burada prostat çıkarılır. İyileşme süresi geçtir. Geleneksel cerrahi,10 gün kadar hastanede kalmayı ve 3 aylık bir iyileşme süresini gerektirir. Robotik Anahtar Deliği Cerrahisi (Laparoskopik Prostatektomi): Kısa sürede iyileşme sağlar. Son yıllarda çok yaygınlaşmıştır. Yine de oldukça yaşlı hastalar için ideal bir tedavi yöntemi değildir. Hormon tedavisi Testesteron (Androjen) hormonunu baskılayıcı bir tedavi yöntemidir. Prostat kanseri hücreleri büyümek için bu hormonun uyarılarına ihtiyaç duyar. Androjen baskılayıcı tedavisi (ABT), özellikle ileri evre hastalarında, kanser hücrelerini yavaşlatmak hatta durdurmak için çok etkilidir. Xofigo (Radyum-223 Diklorür) enjeksiyonu Tümörler, testesteron baskılayıcı tedaviye cevap vermediğinde kanser “Metastatik Olmayan Kastrasyon Dirençli Prostat” yani dirençli prostat kanserine dönüşür. 2013 yılında onaylanan Xofigo ilacı bu tedavide etkilidir. Radyum-223 radyasyon enjeksiyonu, tümörleri direk hedef alan bir tedavidir. İç organlara sirayet etmemiş, sadece kemiklere yayılmış prostat kanseri hastalarında kullanılan bir ilaçtır. Xofigo, kemik tümörlerine direkt olarak, kısa menzilli radyasyon yaymak için kemik içindeki minerallere tutunur ve böylece çevredeki sağlıklı dokulara verilen hasarı sınırlar. Radyum, kalsiyum gibi kemik tarafından emilebilir. Radyum-223’ün, Enzalutamid (Xtandi) ve Docetaxel isimli prostat kanseri ilaçlarıyla kombine edildiğinde tedavinin başarısının ve hastanın yaşam süresinin arttığı belirtilmiştir. Mayıs-2013 yılında, Amerika Gıda ve İlaç Dairesi Başkanlığı FDA, dirençli prostat kanserinin diğer organlara değil kemiklere ulaştığını onayladı. Xofigo, geçtiğimiz yıl FDA tarafından onaylanan ikinci prostat kanseri ilacıdır. İlk ilaç olan Xtandi (Enzalutamid), Ağustos-2012 yılında onaylanmıştı. Komplikasyonları Metastaz Tümörlü hücreler kan yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılabilir. Lenfatik sistem yoluyla da diğer organlara ve kemiklere yayılabilmektedir. Eğer kanser idrar borusuna yayılırsa hasta ciddi böbrek sorunlarıyla karşılaşabilir. Kanser kemiğe yayılırsa, ağrı ve kırık oluşabilir. Uzmanlar, prostat kanserinin vücudun diğer bölgelerine yayılması halinde iyileştirilmediğini ancak kontrol altına alınabildiğini belirtmektedir. İdrar kaçırma Mesaneden (idrar kesesi) penisin sonuna kadar geçen, idrarı ve spermi vücudun dışına taşıyan üretra (idrar kanalı) prostattan geçmektedir. İdrar kanalı, prostat boyunca ilerlediği için, prostat bezi içerisinde ki kas lifleri sayesinde idrar kontrolünde görev almaktadır. Bu kas lifleri, idrar kanalının içinden akan idrar akışını kontrol edip dışarı atılmasını sağlar. Bu nedenle prostat kanserinin kendisi veya uygulanan tedavisi kontrolsüz idrar kaçırmaya (Üriner İnkontinans) neden olabilir. Sertleşme sorunu Prostat kanserinin kendisi veya uygulanan tedavisi, sertleşme bozukluğu olarak bilinen penisin ereksiyon başarısızlığına neden olabilir. Metabolik faktörler İsveç’teki Umeå Üniversitesi’ndeki bilim adamlarının, The Journal Cancer dergisinin Ekim-2012 sayısında bir araştırmaları yayınlanmıştır. Buna göre, yüksek kan basıncına, kan şekeri düzeyinin yükselmesine, kandaki yağ (lipid) düzeyinin artmasına ve metabolik faktörler olarak bilinen yüksek Vücut Kitle İndeksi’ne (BMI) bağlı olarak bir erkeğin prostat kanserinden ölme riskinin yüksek olduğu belirtilmiştir. İyi huylu prostat büyümesi (BPH) Erkek hormonları prostat büyümesini ve prostatın ne kadar PSA ürettiğini etkiler. Hormon düzeylerini değiştirmeye yönelik ilaçlar PSA kan düzeylerini etkileyebilir. Bir erkeğin büyümesi sırasında ve yetişkinlikte erkek hormonları düşükse, prostat bezi tam boyuta ulaşamaz. Bazı yaşlı erkeklerde prostat büyümeye devam edebilir, özellikle de idrar kanalının çevresinde. Büyüyen prostat bezi idrar kanalının çökmesine neden olabileceği için idrarını geçmesi daha zor olabilir. Prostat bezi bu şekilde çok büyük...</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/prostat-kanseri">Prostat Kanseri</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/prostat-kanseri/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gömülü 20 yaş dişleri ve bilinmesi gerekenler</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/gomulu-20-yas-disleri-bilinmesi-gerekenler</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/gomulu-20-yas-disleri-bilinmesi-gerekenler#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammet Hekim]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 19:29:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Çekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5269</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız, Diş ve Çene Cerrahisinde en sık yapılan işlem gömük kalmış 20 yaş dişlerinin çekimidir. Cerrahi çekim kavramı hastaları korkuttuğundan yapılacak işlem ertelenmekte bu da ağız ve diş sağlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Gömülü diş nedir? Gömülü diş, dişlerin sürme zamanı tamamlandığı halde ağız içerisinde olması gereken konuma gelememiş, kısmen veya tamamen, kemik ve yumuşak doku içerisinde kalmış dişlerdir. En sık gömülü kalan dişler alt çenede yer alan 20 yaş dişleridir. İkinci sırada ise üst çene 20 yaş dişleri vardır. 20 yaş dişlerinin gelişimi ve sürme zamanı 20 yaş dişlerin oluşumun başlaması 7-10 yaş arasındadır. Dişin dış yüzeyini oluşturan mine tabakasının tamamlanması 12-16 yaş aralığında olur. Ağız içine sürmeye başlamaları ise 17-21 yaş aralığında gerçekleşir. 20 yaş dişlerinin kök gelişiminin tamamlanması ise 25 yaşına kadar sürebilir. 20 yaş dişlerinin gömülü kalma nedenleri Lokal Faktörler Yer darlığı Kist, tümör ve iltihabi durumlar gibi mekanik faktörler Travma Süt dişlerinin uzun süre ağızda kalması Komşu dişin yapı veya konum bozukluğu Uzun süreli kronik iltihabi bir hastalık Çocuklukta geçirilen çiçek, kızıl, kızamık gibi ateşli hastalıklar Sistemik Faktörler Yetersiz beslenme Vitamin eksiklikleri Hormonal bozukluklar Raşitizim (D vitamini eksikliğine bağlı gelişen hastalık) Anemi (Kansızlık) Ateşli hastalıklar Çene ve çevre doku hastalıkları Gömülü 20 yaş dişlerinin neden olduğu problemler Komşu dişlerin köklerinde rezorpsiyon (Zamanla komşu dişlerin kaybına neden olur) Eklem şikayetleri Şiddetli ağrı Diş eti ödem ve abse Diş çevresinde kist ve tümör oluşumu Diş etli hastalıkları Diş çürükleri Gömülü 20 yaş dişlerinin çekilebileceği durumlar Komşu dişte diş eti hastalığı veya çürük oluşumuna neden oluyorsa Diş etinde ödem ve abse oluşmasına neden oluyorsa Komşu dişin kökünde rezorpsiyona neden oluyorsa İltihabi ve/veya ağrı şikayeti varsa Temizleme güçlüğüne bağlı besin birikimleri oluyorsa Protez yapımına veya ortodontik tedaviye engel oluşturuyorsa Gömülü 20 yaş dişlerinin çekilemeyeceği durumlar Hemofili, purpura gibi aşırı kanamaya neden olacak hastalıklar varsa Kanser, üremi, son safhadaki kalp şikayetlerinin varlığında Uyum güçlüğü olan hastalarda Paget veya mermer kemik hastalığında dişte veya dişi tutan kemikte anomaliler olması durumunda Çekimi sırasında meydana gelebilecek problemler Dişe Ait Problemler Dişin Kırılması Dişin yer değiştirmesi Dişin yutulması Komşu dişlere hasar verilmesi Yumuşak Doku İle İlgili Problemler Kanama veya doku altında kan toplanması Yumuşak doku hasarı Yumuşak dokuda şişkinlik Kemik İle İlgili Problemler Alveol kemiğin kırılması Çene kemiğinin kırılması Eklemde hasar oluşması Sinir İle İlgili Problemler Parestezi olarak ifade edilen, sinirin hasar görmesine bağlı gelişen hissizlik Çekim sırasında meydana gelebilecek problemler hekim tarafından düzeltilebilir problemlerdir. Çene kemiğinde kırılma veya eklemde hasar oluşumu uzun süreli bir tedavi takibini gerektirecektir. Parestezi ise zaman içerisinde kendiliğinden iyileşir. Çekimden sonra meydana gelebilecek problemler ve tedavileri Ağrı Uygun şartlarda yapılan cerrahi işlem sonrasında fazla ağrı oluşması beklenmez. Genellikle çekim sonrası diş hekiminin reçete edeceği ağrı kesiciyi kullanmanız yeterli olacaktır. Çekim sonrası ağrının şiddetli olması, uzun süre devam etmesi çekim ile alakalı bir problemin olduğunun habercisidir. Bu durumda tekrar diş hekimine görünmek gerekir. Kanama Cerrahi işlemlerden sonra bir miktar kanama olması doğaldır. Burada hastanın dikkat etmesi gereken noktalar vardır. Bunlar; Hekiminin çekim bölgesine yerleştirdiği tamponu yarım saat boyunca ısırmak 24 saat boyunca tükürmemek ve ağızda bir şey çalkalamamak Tam iyileşme gerçekleşinceye kadar, kullanıyorsak sigara ara vermek Çok sıcak ve çok soğuk besinlerden kaçınmak Kullandığınız kan sulandırıcı ilaçlar varsa doktorun tavsiye ettiği tarih itibariyle kullanmaya başlamak Yara bölgesini temiz tutmak Bu önlemlere rağmen kanama devam ediyorsa, diş hekimine görünmekte fayda vardır. Ödem Operasyon sonrası şişlik meydana gelmiş ve üzerine bastırıldığında ağrı yapıyorsa veya kendiliğinden ağrı oluyorsa çekim yapan doktora başvurmak gerekir. Çene Açmada Güçlük Çekim sonrası trismus dediğimiz çene açmada güçlük bir müddet yaşanabilmektedir. Ama bir haftayı aşkın bir süre devam ediyorsa müdahale edilmesi gerekir. Bu tip durumlarda hekim ısı, masaj ve basit egzersizlerle bu şikayetinizi giderecektir. Yutma Sırasında Ağrı Yutma sırasında ağrı basit bir ödeme bağlı olarak gelişebilir. Hekime başvurduğunuzda ağızda eriyen benzocaine veya analjezik bir pastil reçete edecektir. Bir hafta içinde ağrı şikayetiniz ortadan kalkacaktır. Ateş Operasyon sonrası vücut ısısında hafif bir artış olabilir. Ancak 12-24 saat içerisinde geçmezse bir enfeksiyon varlığından şüphe etmek gerekir. Böyle bir durumda etkenin doğru tespiti uygun tedavi için önemlidir. Teşhis için mutlaka diş hekimine görünmek gerekir. Enfekisyon Enfeksiyon oluştuğu gösteren bulgular, ağrı, yüksek ateş ve operasyon bölgesi hassas şişlik olmasıdır. Bu durumda uygulanacak tedavi antibiyotik kullanımı veya absenin drenajıdır. (İçindeki sıvının cerrahi olarak boşaltılması işlemi) Enfeksiyon oluşmaması için yara bölgesinin temizliğine ve genel olarak ağız hijyenine dikkat etmek gerekir. Eklemde Ağrı Operasyon sırasında eklemin zorlanması, işlem sonrası eklemde ve kasta ağrı hissedilmesine neden olabilir. Genelde bu durum tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden iyileşmektedir. Sıkça sorulan sorular Cerrahi çekimin normal çekimden farkı nedir? En önemli fark cerrahi olarak çekilecek dişin gömük durumda olmasıdır. Diş kısmen veya tamamen yumuşak doku ve/veya kemiğin altında kaldığı için diş eti açılması ve gerekiyorsa kemik dokusundan bir miktar kaldırılması gerekir. Normal çekime nazaran biraz daha büyük bir alan etkilendiği için çekim sonrası yara yerinin iyileşmesi biraz daha uzun sürecektir. Bununla beraber ağrı ve şişlik oluşma ihtimali daha yüksektir. Hekimin reçete edeceği ilaçları kullandıktan ve tavsiyelerine uyduktan sonra herhangi bir problem yaşama ihtimali düşüktür. Cerrahi çekimde çok ağrı olur mu? Çekime, cerrahi kavramının eklenmesi hastaları yersiz korkulara sevk etmektedir. Cerrahi çekimde, normal çekim gibi lokal anesteziyle yapılır ve ağrı hissedilmez. 20 yaş dişlerini mutlaka çektirmek mi gerekir? Makalemizde de ifade edildiği gibi sadece problem teşkil eden 20 yaş dişleri için çekim tavsiye edilir. Onun dışında 20 yaş dişleri çekilmelidir diye bir veri yoktur. Cerrahi diş çekimini nerelerde yaptırabilirim? Cerrahi diş çekimlerini özel kliniklerde, devlete ait merkezlerde veya üniversite hastanelerinde yaptırabilirsiniz. Ancak operasyonu yapacak diş hekiminin Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi uzmanı olması iyi olacaktır. Cerrahi çekimlerin maliyeti ne kadardır? Diş hekimleri odasının belirlediği fiyat tarifesine göre normal diş çekimi 100 TL, gömük diş çekimi ise 330-370 TL arasında değişmektedir. Piyasada 250 TL-600 TL arasında fiyatlar değişmektedir. Sağlık Sigortanız varsa Sağlık Bakanlığın Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerinde veya üniversite hastanelerinde cerrahi çekimleri ücretsiz yaptırabilirsiniz.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/gomulu-20-yas-disleri-bilinmesi-gerekenler">Gömülü 20 yaş dişleri ve bilinmesi gerekenler</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/gomulu-20-yas-disleri-bilinmesi-gerekenler/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Grip</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/grip</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/grip#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sagliksever.com]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 16:34:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nedir? Grip, İnfluenza ismi verilen bir virüsün yol açtığı solunum yolu rahatsızlığıdır. Solunum yolu enfeksiyonu ile başlayıp tüm vücudu etkileyen bir hastalığa dönüşür. Genellikle soğuk algınlığıyla (nezle) karıştırılır. Fakat her iki rahatsızlık farklı virüslerle kişiye bulaşır. Yakalanma Nedeni Her yıl gribe yakalanmanın nedeni grip virüslerinin sürekli şekil değiştirmesidir. Vücut bu yeni virüs çeşitlerine direnç gösteremediği için hastalık her yıl tekrar eder. Tüm yıl boyunca etkileyebilen bir hastalık olmasına rağmen özellikle kışın daha yaygındır. Özellikle yaşlılar ve zayıf bağışıklık sistemi olanlarda çeşitli komplikasyonlara ve ölümlere yol açabilmektedir. Bulaşma Yolları Bulaşıcı bir hastalıktır. Genellikle “damlacık enfeksiyonu” yoluyla bulaşır. Gripli kişinin öksürme veya hapşırması sırasında havaya tükürükler yayılır. Damlacıklar yaklaşık bir metrelik alanda 24 saat havada asılı durur. Grip virüsü bu havanın solunmasıyla bulaşır. Evlerde ve halka açık yerlerde yiyecekler, kapı kolları, uzaktan kumandalar, korkuluklar, telefonlar ve bilgisayar klavyeleri  virüsün yaygın olduğu yerlerdir. Grip virüsü 5 derece ve altındaki sıcaklıklarda canlı kalabilmektedir. Bunun haricinde kalabalık ortamlarda bulunma, gribe yakalanmış kişiyle tokalaşma, öpüşme gibi yollarla virüs geçebilmektedir. Türleri Grip virüsleri A, B ve C olmak üzere 3 türdedir. Tip A Virüsü En çok görülen ve en tehlikeli olan grip virüsüdür. Her yıl form değiştiren virüs tarihte ölümcül salgınların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Grip A virüsünün 144 alt tipi mevcuttur. Virüs genelde insanlarda görülmekle beraber hayvanlarda da görülebilir. İnsanlara da hayvanlardan bulaşabilir. İspanyol Gribi 1918-1920 yılları arasında görülmüştür. Tahmini rakamlara göre 50-100 milyon arası insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. Hong Kong Gribi Hong Kong gribi 1968-1969 yıllarında görülmüştür. 1 milyon insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. Asya Gribi Asya gribi 1956-1958 yıllarında Çin’de ortaya çıkıp Amerika’ya yayılmıştır. 2 milyon kişinin ölümüne neden olmuştur. Rus Gribi Rus gribi 1889-1890 yıllarında yaklaşık 1 milyon kişinin ölümüne neden olmuştur. Sonraki yıllarda, 1977-1978 arasında, kasıtlı olarak veya bir laboratuvar kazası neticesinde yayıldığı düşünülmektedir. Kuş gribi Kuş gribinin nedeni A virüsünün form değiştirerek oluşturduğu H5N1 alt virüsüdür. Kuşlara bulaşmasıyla yayılmıştır. Kuşlardan insanlara kolayca geçebilmektedir. Domuz Gribi 2009 yılında, Tip A virüsü şekil değiştirmiştir. H1N1 adında alt virüsün neden olduğu domuz gribi vakaları görülmüştür. Tip B Virüsü A virüsüne göre belirtileri daha hafiftir. İnsanlarda görülen bir virüstür. Sadece yerel salgınlara neden olur. Şekil değişikliği fazla görülmez. Tip C virüsü Sadece insanlarda bulunur. Soğuk algınlığına benzer. Hafif belirtileri olan, A ve B virüslerine oranla etkisiz bir virüstür. Risk Grupları Grip virüsü direkt etki ederek, akciğerlerde viral veya bakteriyel pnömoniye neden olabilmektedir. Risk grubundaki kişiler: 65 yaş ve üzeri yaşlılar Bebekler-beş yaş altı çocuklar Belirli kronik hastalığı olan kişiler (kronik akciğer, böbrek, diyabet, kalp, nörolojik hastalıklar) Bağışıklık sistemi zayıf olanlar Astım hastaları Sık seyahat edenler ve kalabalık ortamlarda bulunan kişiler HIV virüsü taşıyan AIDS hastaları Kanser nedeniyle kemoterapi gören kişiler Hamileliğin ikinci yarısında sağlıklı gebelerin virüs enfeksiyonu sonrasında hastaneye yatma riski artabilir. Belirtileri Gribe yakalanan kişide belirtiler aniden başlar. Şiddetli ve uzun sürer. Genellikle enfekte olduktan sonraki birkaç günde hastalanmaya başlanır. Çok uzun yorgunluk hissi olabilir. Gerekli önlemler alındığında etkisi bir hafta içerisinde geçer. Ancak yaşlılar ve tıbbi hastalıklarla mücadele eden bazı kişilerde durum farklı olabilmektedir. Kötü bir grip vakası veya göğüs enfeksiyonu gibi ciddi bir komplikasyon gelişme olasılığı yüksektir. Başlıca belirtileri şu şekildedir: 38 C veya daha yüksek ateş Yorgunluk, halsizlik, zayıflık Baş ağrısı Kuru ve göğüsten gelen öksürük Burun akıntısı Hapşırma ve boğaz ağrısı Göğüs ağrısı Nefes darlığı Tedavisi Grip tedavisinde en iyi yol evde dinlenmektir. Boğaz kuruluğunu önlemek için bol su içmektir. Hekim, semptomları azaltmak ve daha çabuk iyileşmeye yardımcı olmak için ilaçlar önerebilir. Yüksek ateş varsa düşürmek ve vücut ağrısını azaltmak gerekir. Bu amaçla parasetamol veya ibuprofen türü ilaçlar verilir. Eller daima sabun ve ılık suyla yıkanmalıdır. Telefonlar, kapı kolları, araba direksiyonları gibi yerler düzenli olarak temizlenmelidir. Gereksiz temaslardan uzak durulmalıdır. Tedavide amaç bağışıklık sistemini güçlendirmektir. Doğal yöntemler bunu rahatlıkla sağlar. Ancak yıllarca uygulanan grip aşısı tedavisi bu doğallıktan uzaktır. Birçok tıp uzmanının aşı hakkında yayınladığı binlerce makale mevcuttur. Bu çalışmalarda grip aşısı zararlı olarak tespit edilmiştir. Vicdan sahibi pek çok doktor aşı yerine doğal yöntemlerle tedaviyi önermektedir. Amerika’da grip aşısı halk ve sivil toplum kuruluşlarınca en tehlikeli aşı olarak kabul edilir. Grip aşısına bağlı ölümlerin çoğalmasıyla ilaç firmalarına binlerce tazminat davası açılmıştır. Ancak devlet genelinde bu durum siyasi nedenlerden dolayı doktorlarca rapor edilmemektedir. Bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar, güçlü ilaç firmalara bağlı sağlık kuruluşlarının baskısıyla itibarsız hale getirilmektedir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/grip">Grip</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/grip/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelik döneminde kıyafet seçimi</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/hamilelik-doneminde-kiyafet-secimi</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/hamilelik-doneminde-kiyafet-secimi#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sagliksever.com]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 09:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hamilelik ve Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Hamile]]></category>
		<category><![CDATA[Hamilelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hamilelik döneminde rahatlık ön planda olmalı Anne adayları hamileliğin ilk dönemlerinde kıyafet kullanımında zorlanmasalar da ilerleyen dönemlerde kilo almaya başladıktan sonra kıyafetlerini giymekte zorlanabilirler. Dördüncü aydan itibaren anne adaylarının vücudunda değişimler başlar. Karın bölgesinin dışında bel ve basen bölgeleri de kilo alır. Bu nedenle de hamilelik döneminde her zaman giydiğiniz kıyafetlerinizi giymekte zorlanırsınız hatta kıyafetleriniz size olmaz. Ayrıca hem anne adayının rahat etmesi hem de bebeğin kıyafetlerden zarar görmemesi için hamileler özel hamile kıyafetleri tercih etmelidir. Bebeğinizin rahatı için Hamilelikte kıyafet seçiminizde dikkat etmeniz gereken ilk detay dar kıyafetler seçmemektir. Özellikle karın bölgesini sıkacak dar pantolonlar tercih edilmemelidir. Hamileliğin ilerleyen dönemlerinde karın iyice büyüyeceği için hamilelere uygun olan beli lastikli olan pantolonlar tercih etmelisiniz. Ayrıca pantolonların yanı sıra beli lastikli olan eşofmanlar kullanabilirsiniz. Eşofmanlar içerisinde daha çok rahat edebilirsiniz. Üst kıyafet seçiminde yine dar olmayan bol kıyafetler seçmelisiniz. Tunikler ve bol tişörtler, içerisinde rahat edebileceğiniz oldukça kullanışlı kıyafetlerdir.  Bunun dışında göğüs altından bollaşan gömleklerde kullanabilirsiniz. Ayrıca yine göğüs altından bollaşan elbiseler içerisinde de rahat edebilirsiniz. Bu kıyafetler içerisinde oldukça şık da görünmeniz de mümkündür. Kaliteli kumaş İç çamaşırı seçiminde de yine hamilelere uygun olan sutyenler tercih etmelisiniz. Özellikle göğüs bölgenizi sıkmayan içerisinde rahat edebileceğiniz sutyenleri tercih etmelisiniz. Ayrıca kullandığınız iç çamaşırlarının hijyenik olması önemlidir. Çünkü kullandığınız kalitesiz iç çamaşırları nedeniyle çeşitli cilt problemleri yaşayabilirsiniz. Bu cilt hastalıkları hamileliğinizi bile etkileyebilir. Bu nedenle de iç çamaşırlarınızı seçerken kaliteli kumaşlardan yapılmış olmasına özen göstermelisiniz. Çalışırken rahat edin Çalışan bir anne adayı iseniz işiniz için kıyafet seçerken yine hamile kıyafetleri seçmeye özen gösterin. Birçok marka hamileler için özel kıyafetler satmaktadır. İş kıyafetlerinizi bu tür mağazalardan alabilirsiniz. Ayakkabı tercihi önemli Hamilelik döneminde kullanılan ayakkabılarda çok önemlidir. İlk zamanlarda ayakkabılarınız rahatlıkla olsa da ilerleyen dönemlerde ayaklarınız şişeceği için ayakkabılarınızı giymekte zorlanabilirsiniz. Bu nedenle içerisinde rahat edebileceğiniz ortopedik terlikleri tercih edebilirsiniz. Spor ayakkabılarda yine sizin rahat etmenizi sağlasa da bir süre sonra onları da giyemeyebilirsiniz. Hamilelik döneminde düz tabanlı ayakkabılar giymeye özen göstermelisiniz. Topuklu ayakkabılar ile yürürken zorlanabilirsiniz. Ayrıca bu ayakkabılar ile düşme riskiniz olduğu için hamilelik döneminde kullanmamanız sizin için daha iyi olacaktır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/hamilelik-doneminde-kiyafet-secimi">Hamilelik döneminde kıyafet seçimi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/hamilelik-doneminde-kiyafet-secimi/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Sıkma ve Gıcırdatma (Bruksizm)</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/bruksizm</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/bruksizm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sagliksever.com]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 19:23:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[Diş]]></category>
		<category><![CDATA[Gıcırdatma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5325</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bruksizm, istem dışı olarak, ağız içinde ki sert ve yumuşak dokularda olumsuz değişikliklere neden olan, diş gıcırdatma veya sıkma şeklinde ki alışkanlıklardır. Bu durum, diş bütünlüğünün bozulmasına, eklem hasarlarına, baş ve yüz ağrılarına neden olabilir. Nedir? Bruksizm, genellikle uyku sırasında meydana gelen, fonksiyonel olmayan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu dişleri sıkma ve gıcırdatma hareketidir. Uykuda gerçekleştiği için diş sıkma alışkanlığı olan bireyler çoğunlukla böyle bir rahatsızlıklarının olduğunun farkında değildir. Bruksizm sık olarak hastanın uykunun en derin bir basamağından daha hafif bir basamağına geçiş sırasında oluşur. Nedenleri Bruksizme neden olan birinci faktör strestir. Çok stresli yaşam tarzı olan bireylerde diş gıcırdatmanın görülme sıklığı çok fazladır. Bununla birlikte anksiyete, depresyon ve şizofreni gibi psikolojik hastalıklar bruksizme neden olur. Sigara kullanımı, bireyin ağrı eşini yükseltmekte ve bruksizmi tetikleyebilmektedir. Bruksizm görülen bireylerin çocuklarında da diş sıkma alışkanlığının görülme ihtimali yüksektir. Bruksizm genetik yatkınlık gösteren bir rahatsızlıktır. Amfetamin, L-Dopa, benzodiazepinler ve türevleri gibi ilaçlar bruksizme neden olabilir. Kimlerde görülür? Bruksizm sık görülen bir rahatsızlıktır. Genel olarak bakıldığında çocuklarda %18, 18-29 yaş arasında %13, yetişkinlerde %9, 65 yaş üzeri bireylerde %3 olarak görülür. Her iki cinste de eşit oranlarda görülen bruksizm, daha çok genç yaşlarda görülmektedir. Etkileri Bruksizmin Dişlere Etkisi Dişlerde Aşınma (Ön dişlerin kesici kenarlarında, arka dişlerin tüberkül tepelerinde görülür. Bruksizmin şiddetine göre aşınma miktarları değişir. Aşınma, minenin yapısını bozar, dişlerde renkleşmeye ve çürümenin hızlanmasına neden olur.) Dişlerde çatlama ve kırılma Dişlerin canlı dokusunun etkilenmesinden dolayı soğuk hassasiyetinde artış Diş Eti ve Diş Destek Dokularına Etkisi Diş etlerinde çekilme Dişi destekleyen alveol kemiğinde azalma Dişlerde sallanmanın başlaması ve zamanla artması Mevcut diş eti hastalığının şiddetinin artması Çene Kaslarına ve Ekleme Etkisi Kaslarda ve çenede ağrı Yanak bölgelerinde dişlerin kapanış hizasında tahriş Eklemde tıkırdama Çiğneme hareketlerinde kısıtlılık Çene kilitlenmesi Çeneyi açıp kapamada zorluklar Tedavisi Bruksizm tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tedavide amaç, uyku esnasında dişler üzerinde oluşan şiddetli baskıyı azaltarak, diş dokularına verilecek zararın azaltılmasıdır. Tedavide yaygın olarak kullanılan yöntem, hastadan ölçü alınarak hazırlanan gece plaklarıdır. Hastanın ağzına uygun olarak tek çene için hazırlanan gece plağı, karşıt çenede dişlerle uyumlandırması yapıldıktan sonra hastaya teslim edilir. Gece plakları, 3-6 ay arasında sadece uyku esnasında kullanılır. İyileşmeden sonra yoğun stres olan zaman dilimlerinde 7-10 gün kullanımı tavsiye edilir. Bruksizmin tedavisi için gece plağını tek başına yeterli değildir. Tedavi tamamlama adına; İyi bir ağız hijyeninin sağlanması, Stres terapisi, Hekimin tavsiye edeceği kas gevşeticiler, Hatalı restorasyonların düzeltilmesi, eksik restorasyonların tamamlanması, Çürüklerin tedavi edilmesi, Diş taşı ve plak temizliği yapılması gerekir. Bruksizm Tedavisi İçin Hangi Hekime Gitmek Gerekir? Diş gıcırdatma ile ilgili tedavi protokollerini bütün diş hekimleri uygulayabilir. Ancak ayrıntı bir muayene ve tam bir teşhis için Eklem Uzmanı olan diş hekimleri tercih edilmelidir. Gece Plağının Maliyeti Bruksizm ve eklem rahatsızlıkları için kullanılan gece plaklarının maliyeti 500 TL ile 1500 TL arasında değişmektedir.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/bruksizm">Diş Sıkma ve Gıcırdatma (Bruksizm)</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/bruksizm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivilce sorununuz varsa bunlara dikkat!</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/sivilce-sorununuz-varsa-bunlara-dikkat</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/sivilce-sorununuz-varsa-bunlara-dikkat#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sagliksever.com]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2017 15:18:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kişisel Bakım & Güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Sivilce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivilce sorunu Sivilce sorunu daha çok ergenlik döneminde yaşanan bir cilt problemi olsa da aslında ilerleyen yaşlarda birçok kadın ve erkekte görülebilen bir sorundur. Ergenlikte yaşanan hormonal değişimler nedeniyle sivilce oluşumu oldukça normaldir. Ama ilerleyen yaşlarda sivilcenin oluşumu devam ederse ve bu durum sizi rahatsız ediyorsa işte o zaman bir uzmana başvurarak gerekli tedaviye başlayabilirsiniz. Sivilce sorunu nasıl çözülür? Sivilce oluşumunu azaltmak ve var olan sivilcelerin artmasını önlemek amacıyla uygulayacağınız basit yöntemler ile cildinizi daha sağlıklı bir hale getirebilirsiniz. İşte sivilceli cilde sahip olanların uygulayabileceği cilt bakım yöntemleri ve dikkat edilmesi gereken detaylar şunlardır: Cilt temizliğine önem verin Sivilceli cilde sahip olanların vücudunu sık sık yıkaması önerilmez. Çünkü sık sık cildi yıkamak sivilce oluşumuna neden olan yağların azalmasını engeller. Tam tersine yağ oluşumunu arttırarak daha çok sivilcenin çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle cildinizi düzenli aralıklarla cildi tahriş etmeyecek şekilde yıkamanız gerekir. Cildi ovalamadan, özellikle sivilceli bölgeyi çok fazla tahriş etmeden yıkamalısınız. Sivilce sadece yüzde olmaz boyun, sırt, omuz ve göğüs bölgelerinde de olur. Bu nedenle bu bölgelere kese uygulaması yapılmadan yıkanmalıdır. Cilt temizliği yapılırken kullanılan ürünlerin ph değerlerine dikkat edilmelidir. Özellikle derinin ph değerine yakın ürünler seçilmelidir. 5.5 ph değerinde olan ürünler cildin ph seviyesine en yakın olan ürünlerdir. Yine cilt temizliği için hafta da bir kere ciltteki gözenekleri açacak olan temizlik maskesi yapılabilir. Bu maskeleri alırken ürünlerin içeriğine dikkat etmelisiniz. Cilt yapınıza uygun olan ürünleri seçmelisiniz. Hazır maskeler dışında evde çeşitli bitkiler ile hazırlayabileceğiniz doğal maskelerde kullanabilirsiniz. Tonik kullanımına dikkat edin Alkol oranı yüksek olan tonikler kullanıldığında cilt kurur ve yağ salgılanması artar. Buda sivilcelerin daha çabuk çıkmasına neden olur. Ayrıca alkollü ürünler sivilceli bölgeyi tahriş ederek cilde zarar verir. Bu nedenle tonik ürünleri seçilirken alkol oranının yüksek olmamasına dikkat edilmelidir. Elinize hakim olun Sivilce oluşturan mikrobun yağ kanalları içerisine gitmesi sivilce oluşumunu arttırır. Bu nedenle de yüz fazla ellenmemelidir. Birçok kişi sivilcelerinden rahatsız olduğu için sürekli olarak elini yüzüne götürür ama bu şekilde mikrobun yayılması sağlanır ve sivilcelerin oluşumu da artar. Sivilceler ile kesinlikle oynanmamalı ve elle sıkılmamalıdır. Sivilceler sıkıldıkça içerisindeki mikrop yayılır ve daha çok sivilce çıkar. Ayrıca sivilcelerinizle oynadıkça cildiniz tahriş olur ve kalıcı izler oluşabilir. Makyaj ürünleri seçerken dikkat edin Sivilceli cilde sahip olan kadınlar makyaj ürünlerini seçerken de dikkat etmelidirler. Yağ içermeyen fondöten ve pudra gibi makyaj ürünleri tercih edilmelidir. Sağlıklı beslenin Sivilceli bir cilt yapısına sahip olan kişilerin dikkat etmesi gereken bir diğer nokta ise beslenmedir. Hazır yiyecekler, hayvansal yağlar, şekerli ürünler tüketildiğinde sivilceler daha çok çıkar. Dondurulmuş hazır et yemekleri, sosis, patates kızartması ve diğer kızartma çeşitleri, margarin, cips, dondurma, çikolata, şekerleme, ekmek, kek, pizza gibi yiyecekler sivilce oluşumunu arttırır. Bu tür gıdaları tüketmek yerine baklagiller, meyve ve sebzeler, yoğurt, mantar, zeytin, kereviz, bürüksel lahanası gibi besinleri tüketebilirsiniz. Ayrıca günlük 8-10 bardak su mutlaka tüketilmelidir. Kafein içeren kahve yerine yeşil çay, rezene ve ıhlamur gibi çayları tüketebilirsiniz.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/sivilce-sorununuz-varsa-bunlara-dikkat">Sivilce sorununuz varsa bunlara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/sivilce-sorununuz-varsa-bunlara-dikkat/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemofili</title>
		<link>http://www.sagliksever.com/hemofili</link>
					<comments>http://www.sagliksever.com/hemofili#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sagliksever.com]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2017 20:39:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.sagliksever.com/?p=5170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nedir? Hemofili, kanın pıhtılaşmasını sağlayan bazı protein faktörlerinin yokluğundan dolayı oluşan, genetik bir kan pıhtılaşma bozukluğu hastalığıdır. Hastalık X kromozomunda bulunan, mutasyona uğramış genlerin aktarılması yoluyla taşınır ve nesilden nesile iletilir. Dünya genelinde tanısı konulmuş hemofilinin görülme oranı 1/10000’dir. Bazı durumlarda kız çocuklarında da görülebilir ancak bu durum çok enderdir. Genellikle kadınlar taşıyıcı, erkekler hemofili hastası olmaktadır. Erkek çocukların, sağlam baba ve  taşıyıcı anneden hastalık genini alma oranı %50, kız çocukların taşıyıcı geni alması %50 oranındadır. Bunun dışında sağlam bir anne ve hemofili hastası bir babadan doğan kız çocukları taşıyıcı olurken erkek çocuklar sağlam olarak doğar. Türleri Vücudumuzda kan pıhtılaşma süreci, faktör olarak adlandırılan 13 farklı proteinin yer aldığı kompleks bir mekanizma içerir. Kan damarı duvarları hasar gördüğünde, trombosit denilen kan pıhtılaştırma hücreleri hasarlı bölgeye sevk edilir. Kan hücreleri, pıhtılaşma faktörü olarak bilinen bu 13 protein dizisini etkinleştirerek pıhtılaşmayı sağlayan kimyasal maddeleri serbest bırakırlar. Hemofili türleri, kandaki bu 13 protein faktörünün eksikliğine bağlı olarak sınıflandırılırlar. Bunlardan, hemofili A (Faktör 8 eksikliğinde) ve hemofili B (Faktör 9 eksikliğinde) en sık rastlanan tiplerdir. Sık görünen hemofili türleri Hemofili A Faktör VIII (8) proteinin eksikliğinde görülür. En sık görülen hemofili tipidir. Hastalarda yaklaşık %80-85 oranında hemofili A görülür. Hemofili B (Noel Hastalığı) Faktör IX (9) proteinin eksikliğinde görülür. A grubuna göre daha az, yaklaşık %15 oranında görülmektedir. Az görünen hemofili türleri Fibrinojen Faktör I (1) proteinin eksikliğinde görülür. Protrombin Faktör II (2) proteinin eksikliğinde görülür. Parahemofili (Owren Hastalığı) Faktör V (5) proteinin eksikliğinde görülür. Kombine Faktör V ve Faktör VIII Eksikliği Faktör V (5) ve Faktör VIII (8) , her ikisinin eksikliğinde görülür Alexander Hastalığı Faktör VII (7) proteinin eksikliğinde görülür. Stuart-Prower Faktör Eksikliği Faktör X (10) proteinin eksikliğinde görülür. Hemofili C Faktör XI (11) proteinin eksikliğinde görülür. Hageman Faktör Eksikliği Faktör XII (12) proteinin eksikliğinde görülür. Konjenital Faktör Eksikliği Faktör XIII (13) proteinin eksikliğinde görülür. Von Willebrand Hastalığı Willebrand Faktör ve Willebrand proteinin taşıdığı Faktör VIII (8) eksikliğine bağlı olarak 3 tipte görülür. Tip-1 hafif derece, Tip-2 orta derece, Tip-3 ağır derece ve hastalığın en tehlikeli türüdür. Grupları Ağır, orta ve hafif şiddetli olmak üzere 3 gruba ayrılır. Bu sınıflandırma kanamanın derecesine bağlıdır. Kanamanın derecesi, etkilenen pıhtılaşma faktörlerinin eksiklik derecesine bağlı olarak değişir. Hafif Hemofili Faktör düzeyi %5’in üzerinde ise görülür. Bu hastalar hayatları boyunca kanama sorunu yaşamayabilirler. Herhangi bir çarpma anında, diş çekimi, diş fırçalama, sünnet gibi durumlarda ufak kanamalar görülür ve kontrol altına alınabilir. Kanama uzun sürerse hekime başvurulmalıdır. Orta Hemofili Faktör düzeyi %1-5 arasında ise görülür. Ayda bir kez kanama olabilir. Belli bir neden olmadan veya travma sonrası ciddi kanamalar görülebilir. Ağır Hemofili Faktör düzeyi %1’in altında ise  görülür. Hafif bir travma sonrası veya kendiliğinden kanamalar görülebilir ve şiddetlidir. Sıklıkla kas ve eklem içi kanamaları görülür ve buna bağlı olarak kalıcı eklem sakatlıkları ortaya çıkabilir. Belirtileri Hemofili kanamaları vücudun herhangi bir yerinde görülebilir. Kanamanın olduğu bölgeye bağlı olarak belirtiler şu şekildedir: Hemartroz (Eklem içi kanama) En sık diz, dirsekler ve ayak bileklerinde görülür. Eklem boşlukları kanamayla beraber şişerek, ciddi ağrılara ve zamanla eklemlerin bozulmasına neden olur. Bu durumda eklem replasman (yenileme) ameliyatları gerekebilir. Hematom (Kaslarda meydana gelen kanama) Ağız ve burunda kanamalar olabilir. Diş muayenesinden sonra yaygın kanamalar görülür. Hematom oluşumu, kompartman sendromuna neden olabilir. Bu sendrom, kaslarda büyük miktarda basınç olduğunda meydana gelen ve etkilenen dokulara kan akışını önleyerek ciddi sonuçlara yol açabilen bir durumdur. Gastrointestinal sistem kanamaları Dışkıda kanama ve hematüri (idrar yoluna bağlı olarak kanlı idrar) görülebilir. İntrakranial kanama (Kafatası kanaması) Mide bulantısı, kusma, halsizlik, uyuşukluk gibi belirtiler gösterir. Ölüme kadar gidebilecek sonuçlara yol açabilir. Tanısı Kan pıhtılaşması analizi, protrombin zamanı testi (PT), parsiyel tromboplastin zamanı testi (PTT), trombosit sayım testi (PLT) ve kanama zamanı testleri yapılarak, kan pıhtılaşma mekanizmasının hangi protein faktörünün eksikliğinden kaynaklandığı bulunabilir. Ayrıca son yıllarda geliştirilen tromboelastrografi (TEG) ile kan viskozitesi ölçülerek kanamanın nedeni bulunabilir. Hemofili geçmişi bulunan kişilerde, hamilelik sırasında yapılacak testlerle bebeğin hasta olup olmadığı teşhis edilebilir. Tedavisi Tedavide amaç kanamayı en kısa zamanda durdurarak ciddi durumların oluşumunu engellemektir. Çeşitli tedavi şekilleri mevcuttur: Faktör replasmanı tedavisi Bu tedavi kan aktarımına benzer şekilde, laboratuvar ortamında elde edilen faktör konsantreleri bir damara infüze edilerek gerçekleştirilir. Hastalık durumunun ciddiyetine bağlı olarak tedavi düzenli şekilde yürütülebilir ve bu profilaktik tedavi veya terapi olarak adlandırılır. Bu terapiler, evde de doğru talimat ve eğitimlerle uygulanabilir. Ancak, Faktör tedavisinde bazı durumlarda vücut, damardan verilen faktör konsantrelerini yabancı olarak görür ve yok etmek için bağışıklık tepkisi başlatarak faktör tedavisinin çalışmasını durduran, inhibitör denilen antikorları üretir. Bu durumda hekim tarafından inhibitör testi yapılarak bu antikorlara bağlı faktör tedavisinde bulunulur. İlaç tedavisi Hafif ve orta hemofili hastaları, desmopressin olarak bilinen ilaçla tedavi edilebilirler. Bu ilaç trombosit tıkacını oluşturan maddelerin salınmasını uyarır. Damar yoluyla veya burundan sprey şeklinde verilir. Bunun haricinde semptomların hafifletilmesi için, ağrı kesici olarak asetaminofen türü ilaçlar verilir. Cerrahi tedavi Lazer cerrahisi, titiz cerrahi teknik ve hemostaz kontrolü, tedaviler arasındadır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com/hemofili">Hemofili</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="http://www.sagliksever.com">Sağlık Sever</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
		
					<wfw:commentRss>http://www.sagliksever.com/hemofili/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
